16 Haziran 2017 Cuma

Çocukluğun Sonu (Childhood’s End)
Arhur C. Clarke
Sayfa Sayısı: 251
Çevirmen: Ekin Odabaş
İthaki Yayınları
4. Baskı, Nisan 2017, İstanbul

Okuduğum diğer bilim kurgulardan ağır bir anlatıma sahip olsa da, bu etkileyiciliğini hiçbir şekilde düşürmemiş, aksine farklı kılmış kitabı. Yazarın; insanın korkularını, evreni, geleceği baz alarak yaptığı birtakım sorgulamalar ve felsefi görüşlerle, bilimi aynı anda harmanlanması tadından yenmez bir eser çıkartmış ortaya.

  ABD ve Sovyetler arasında devam eden, diğer gezegenlere ilk kim gidecek yarışının sürdüğü zaman diliminde, Hükümdarlar olarak adlandırılan insandışı yaşam formları dünyaya ayak basarak, tüm kontrolü devralırlar ve uzun yıllardır her şeyi yönetme arzusunda olan insanlar büyük bir şok geçirirler. Beklenilen bir uzaylı istilası yerine, Hükümdarlar, açlığı, kıtlığı, savaşı, zalimliği ve suçu bitirerek ütopik bir yaşam koyarlar ortaya. Peki bu gerçekten bir ütopya mıdır?

  İnsanlar arasında yüzyıllardır süren rekabet, Hükümdarlar geldiğinde bitiyor ve bu noktada da Hükümdarlar, ebeveyn rolüne bürünüyorlar. İnsanlık, sanki asırlar birbirleriyle kavga eden, tartışan, ırkçı söylemler kullanan bir çocukmuş da, yetişkinler onları kontrol altına aldığında hizaya gelerek her şeye son vermiş, daha akıllı ve mantıklı kararlar verebilen bireyler olmuş gibi. Aslında, söylendiği kadar büyük bir zekaya sahip değil insanlık.


  Her şeyin mükemmelleşmesi bir ütopya mı açığa çıkarır, yoksa bir süre sonra distopyaya mı dönüşür bu durum? Ne kadar muntazam işler yaparsak yapalım –kitapta bahsedildiği gibi- herkesi tatmin etmek asla mümkün olmayacaktır. Okunması gereken kültleşmiş bir bilim kurgu eseri, tavsiye ederim. 

2 Haziran 2017 Cuma

Dune
Frank Herbert
Sayfa Sayısı: 712
Çevirmen: Dost Körpe
İthaki Yayınları
2. Baskı, Mart 2016, İstanbul

Muazzam bir kitap, okuduğum en iyi bilim kurgulardan, okuduğum en iyi kitaplardan bir tanesi. Hugo ve Nebula ödüllerini kazanmış, edebiyata farklı bir boyut kazandırmış ve uzun bir süre hafızamdan silinmeyecek bir şaheser, Dune.

  Kitapta beni en etkileyen kısımlardan bir tanesi, dört yüz metre boyundaki solucanlar ve onları ehlileştirme işlemi oldu, hayal gücüne tapıyorum bu adamın. Diğeri ise gezegenin kuraklığından ötürü, Fremen adı verilen yerlilerin kendi kabilelerinden biri öldüğünde, ölen kişinin bedenindeki suları çekmeleri ve içmek amacıyla kullanmaları oldu. Bunu okuduğum kısımlarda beynimin yavaş yavaş eridiğini hissettim.


  Kitap sadece kült bir bilim kurgu değil, felsefe, sosyoloji, siyaset vb. konularda ufuk açıcı, bilgilendirici ve ilham verici bir eser. Her bölümün başında yer olan aforizmalar ders verici nitelikte, “şuraya da iki özlü söz yazalım yaa” ile kesinlikle bir alakası yok. Oluşturulan Bene Gesserit topluluğuna ise hayran kaldım, kitapta geçen “Korku akıl katilidir,” duasına ise bayıldım. Yazar öyle bir evren yaratmış, öyle bir kültür işlemiş, öyle karakterler yaratıp öyle güzel bir dille kaleme almış ki bunları, eleştirecek bir nokta dahi bulamıyorum. Bittiğinde içime bir keder oturdu.

27 Mayıs 2017 Cumartesi

Kül Dağı’ndaki Kütüphane (Library at Mount Char)
Scott Hawkins
Sayfa Sayısı: 432
Çevirmen: M. Boran Evren
İthaki Yayınları
1. Baskı, Ocak 2017, İstanbul

Bir haftadır sınavlardan ötürü kitap okuyamamın verdiği acıyla dün başladım ve bugün de bitirdim. Enfesti, okuması çok keyifli ve altında barındırdığı mesajlar da çok anlamlıydı. Kurgusu orijinal, yazarın dili de çok akıcıydı.

  ‘Baba’ adı verilen gizemli bir kişi, on iki çocuğu Kütüphanesine alır (kaçırır?) ve her birini farklı alanlarda eğitmeye başlar. Kimi evrendeki tüm dillere hakim olmak için gecesini gündüzüne katmakta, kimi hayvanlarla konuşabilmekte, kimi de ölüleri diriltebilmektedir. Ancak bir gün Baba’nın ortadan kaybolmasıyla, işler değişir.

  Sıkılanlar olmuş, ben kitabın tek bir anında dahi sıkılmadım çünkü karakterlere bayıldım, Erwin, Stieve, Naga (kendisi dişi bir aslan) ve özellikle de Carolyn. Olayların tarif şekillerini ve diyalogları okurken kahkahalar attım, çoğu yerde de sırıtmadan edemedim. İncelikli, doğal ve naif işlenmiş her biri. Fantastik bir eser olmasına karşın büyücüler, periler vs. barındırılmadan da çok güzel, çok farklı işlerin çıkacağı gösterilmiş. Carolyn’le Stieve’in birlikte olmaması içime oturdu azıcık, kitap boyunca da beklemiştim halbuki, gözlerim yaşlı.

  Normalde bu kitap benim için eksilerde olabilirdi çünkü neredeyse olay 300 sayfa kadar bir süre boyunca olmuyor. Abuk sabuk, ancak daha sonra mana kazanacak birtakım şeyler yaşanıyor ve bunlar mizahi bir dille anlatılıyor. Ancak –yine- yazarın o güzelim dili, yarattığı o güzelim karakterler ve dünya devreye giriyor ve kitabın her sayfasını merakla okumam için beni dürtüyorlar.

  Ben çok sevdim.

  

20 Mayıs 2017 Cumartesi

İki Hayat Arasında (Between the Lives)
Jessica Shirvington
Sayfa Sayısı: 320
Çevirmen: Aslı Tümerken
Yabancı Yayınları
2.Baskı, Kasım 2015, İstanbul

O kadar çok övülmüştü ki, ben de dayanamayıp almıştım, yine kocaman bir hayal kırıklığı oldu bu kitap benim için.

  Sabine’nin iki farklı hayatı var, ilk yirmi dört saati Wellesley’de lüks bir hayata sahip olarak yaşıyor, gece yarısı kendisinin tabiriyle bir ‘Dönüşüm’ geçirerek aynı yirmi dört saati farklı bir hayatta geçiriyor, ikinci yaşamı daha problemli ve daha zor. Bundan dolayı da tek istediği şey sadece bir hayata sahip olabilmek. Daha sonra işlerin içine Ethan girince, her şey tepetaklak oluyor.

  Yazar, Ethan ve Sabine arasındaki etkileşimi çok sığ kurgulamış, onların birbirlerine duyduğu çekim çok çabuk gerçekleşiyor ve bir anda olay Türk filmlerine dönüyor. Ethan bir ara kötü çocuk modundayken, kısa süre sonra hassas ve duygusal genç moduna evrilerek ağır bir dramatizleştirilme seansı uygulanıyor. Komik.

  Yazar, Sabine’nin yaşadığı olaylara neredeyse hiç değinmiyor ve okuyucuyu birçok cevapsız soruyla baş başa bırakıyor. Neden iki hayat yaşıyor vs. gibi birçok soru havada kalmış, büyük bir tatminsizlik yaratmıştır. Son kısmı nedense herkese etkileyici gelmiş, fena bir son olduğunu düşünmüyorum ben de ancak vasatın ötesine geçemediği kesin, bir orijinallik barındırmıyor. Kitap aşk romanlarındaki tüm klişeliklerin bir araya toplaştırılarak yansıtılmış hali gibi, farklı bir kurguda sunulmaya çalışılmış bu, olmamış.

  Çok çabuk bitirmemin sebebi elbette yazarın dili. Bir sonraki sayfayı merak ede ede okuyor insan, çünkü yazar gerçekten etkileyici bir biçimde sözcükleri kullanmış, çevirinin de etkisi büyüktür. Kitapların, çerezlik vs. gibi kategorilere sokulmasını doğru bulmuyorum, bu etiketler yapıştırılarak kolaya kaçılmaya çalışılıyor ve beklentimde de herhangi bir değişiklik olmuyor. Sınavlar bitse de, daha kalın, daha umutlu olduğum kitaplara başlayabilsem. Sağlıcakla,

19 Mayıs 2017 Cuma

Hayali Gezginler Kulübü (Ulysses Moore #12) [Il Club dei Viaggiatori Immaginari]
Pierdomenico Baccalario
Sayfa Sayısı: 288
Çevirmen: Delal Aydın
Doğan Egmont
1. Baskı, 2012, İstanbul

DİKKAT. Bu yazı, kitap yorumundan başka her şeyi içerebilir!

Çocukluğumun biricik efsanesi. İlkokuldayken ülkemizde sadece ilk altı kitabı yayınlandığı için, onları büyük bir hevesle yalayıp yutmuştum. Hatırlıyorum, 2. veya 3. sınıftayım dedemle beraber gidiyoruz bir alışveriş merkezine, gözüm yılanlı bir kapağa takılıyor ve üzerinde de üç çocuk var. Okumayı öğreneli pek olmamış ama işte içimde tarifsiz bir heves var ve dedem, canım dedem, hemen alıyor. Böylelikle okuma hevesimi bana kazandırmış olan ve hayatım boyunca etkilerini en ufak şeyde olsa dahi görebileceğim bir dünyaya adım atıyorum. Eve gidince de içine imza atmasını istiyorum, hem imza atıyor, hem de şöyle yazıyor: “Dedesinden Miray’a hediye.” Huzur içinde uyusun.

   Ortaokuldayken son kitapları yayınlanmaya başlayınca da çıkar çıkmaz aldım ve hiç vakit kaybetmeden seriye tekrar başladım. Arkadaşımla beraber okurduk bu seriyi ve çılgınlar gibi Zaman Kapılarını, geçmişe gitmeyi, Salton Uçurumu’nu, Argo Villası’nı, Jason, Julia ve Rick’i tartışırdık. Oblivia Newton vardı, Manfred vardı, Nestor, Fred Ayaktauyur, Öğretmen Stella, Calypso, Leonard, Kara Valkon, Peter Dedalus ve daha niceleri. Son altı kitapta da olaylar farklı bir yere evrilerek yeni karakterler dahil oldu ama yine de seriye olan bağımda zerre bir aksaklık yaşanmadı. Çok sevmiştim, çok seviyorum ve çok seveceğim.

  Bloglara filan yorumlar atardım, hatta bir ara Argo Villası’nın gerçek olup olmadığıyla alakalı araştırmalarımı paylaşmış ve olumlu tepkiler almıştım. Sonra, İtalya’ya ve Kilmore Koyu’na gitmeyi çılgınlar gibi hayal ederdim. Ne günlerdi.

  Serinin son kitabını ise hiçbir zaman okumadım, diğerlerini defalarca kez tekrar ettim ama nedense elim son kitabına gitmedi. Belki bu karakterlere veda etmek istemedim, belki bu dünyanın biteceğini kabullenmek istemedim ama fazla duygusallığa gerek yok sanırım, insan büyüdüğünde daha realist olmaya başlıyor. Bugün başladım ve bugün de bitirdim. Dikkatimi çeken şey, karakterlerin pek çoğunun adlarının Yunan mitolojisine dayanması. Peter Dedalus mucit bir insan kitapta, mitolojiye göre de Daidalus, her işe eli yatkın bir insanla özdeşleşiyor. Calypso veya, sırrı yavaş yavaş sonda döküyor, mitolojiye göre de Kalypso gizemli tanrıça demek.

 Başlarda ve ortalarda tempo hiç düşmedi ve o tanıdıklık hissi biraz beni mutlu etti, sonunda ise karakterlerin sonraki yaşamları özetlenerek mutlu bir son yapıldı. Bir çocuk kitabı olduğunu bilmeme ve böyle biteceğini tahmin etmeme rağmen yine de hayal kırıklığına uğradım. Kitap bittiğinde milyonlarca soru cevapsız kaldı, bazı karakterlere de ne olduğunu bilemedim. Olaylar öylesine çabuk bitti ki, bir olayın var olup olmadığı bile meçhul, önceki kitaplarda böyle hissetmemiştim, tatmin olmuştum. Sonra, çok tozpembe bir şekilde son bulması ve Penelope’nin ortaya çıkışı vs. gibi durumlar da aşırı derecede yavan kalmış, bir yüz sayfa daha olsa, çok daha oturaklı bir biçimde final yapılabilirdi. Çok özensiz, yazılmak için yazılmış, bitse de gitsek edası sezilen bir bitiş olması azıcık üzdü beni.


  Belki de ben büyümüşümdür ama, belki bir beş sene önce okumuş olsaydım, bu kitap beni mutlu edebilirdi. Yine de teşekkürler, Pierdomenico.